Herkese merhaba. Bugünkü yazımızda sizlerle ”veri madenciliği”nin ardındaki bazı sır perdelerini aralayacağız. Sadece medyanın değil, teknolojinin her alanında yazılım korsanlarından nasıl korunabileceğimiz konusunda biraz da olsa bilinçlendirebildiysek ne mutlu! Keyifli okumalar…

“Aldığınız bir hizmet karşılığında ücret ödemiyorsanız, muhtemelen ürün sizsinizdir.”

2015 yılında Digital Age Summit etkinliğinde hackerlar hakkında söylenmiş bu söz, Keren Elezari’ye ait. Bu cümle kanımca günümüzde ücretsiz hizmet veren tüm sosyal ağ şirketlerinin temel amacını açıklıyor. Facebook, Instagram, Twitter, Pinterest… günlük hayatta sıklıkla kullandığımız bu ağların gelirlerini nereden elde ettiğini hiç düşündünüz mü? Reklamlardan mı? Belki de soruyu şöyle sormalıyım: Bu ağlar, reklamlardan ücret mi karşılıyor, yoksa ücret karşılama yolunda reklamları bir yem olarak mı kullanıyor? Kullanıcıların önüne atılan bir yem…

“Müşterilerine ‘kullancı’ diyen iki sektör vardır. Yasadışı uyuşturucu ve yazılım sektörleri.”

                                                                                                                                              -The Social Dilemma

2016 yılındaki Amerika seçimlerinde Trump lehine çalışan CA (Cambridge Analytica) firması, milyonlarca Amerikalı seçmeni tek tek profillere ayırarak Facebook’da her gruba özel reklam yayını yapılmasını sağlamıştı. Bu olayın gün yüzüne çıkması, beyazların olduğu gruba Meksikalı göçmenlerin karıştığı bir olay gösterilip ardından Trump’ın göçmen karşıtı vaatlerinin ekrana çıkmasıyla anlaşıldı. O dönem bu olay büyük bir skandala yol açmıştı.

Yazılım şirketleri, kendini alakasız uygulamaların perde arkasına koyarak veri madenciliği yapıyor.

Telefonunuza yüklediğiniz bazı fotoğraf, oyun ya da müzik uygulamalarının sizden neden konum bilgisi istediğini hiç düşündünüz mü? Marc Goodman’ın “Geleceğin Suçları” adlı kitabında bu konuyla ilgili bir hikaye anlatılıyor:

Adam, mağazadan kızına gönderilen broşürler ve hediye kuponlarıyla adeta deliye dönmüştü. Çünkü gelen tüm bu reklamlar, hamilelikle ilgiliydi. Ancak kızı daha liseye gidiyordu ve değil hamile olması, mağazanın bu ürünleriyle ilgilenmesi bile imkansızdı. Adam soluğu doğruca mağazada aldı ve mağaza müdürünü bulup bu yaş grubunu hamileliğe teşvik etmekle suçladı. Derken birkaç gün sonra kızının hamile olduğunu öğrendi. Peki mağaza, bu mahrem bilgiye nasıl ulaşmıştı?

veri madenciliği

Gözetleme ekonomisi her yerde ve her alanda bizimle.

            Mağaza, müşterileri kategorize edebilmek için kullanıcılar hakkında veriler topluyor ve onlara özel analizler yapıyordu, hamilelik algoritması gibi. Algoritma, hamile kadınların özellikle hamileliğin ikinci ayından itibaren magnezyum ve çinko içerikli vitamin ürünlerini aldığını, kokusuz losyonlar tercih ettiğini belirlemişti. Bu bilgileri kredi kartı bilgileriyle eşleştiren algoritma, bir kadının hamile olup olmadığını belirleyebiliyor ve veri madenciliği yapan yazılım şirketleri mağaza sahiplerine bu bilgileri satabiliyordu.

Bu sistem o kadar sağlam ve derin temeller üzerine kurulu ki; konumunuz, kredi kartı bilgileriniz, cep telefonunuzun içindeki veriler… her şey gözetleme ekonomisi şirketlerinin elinin altında programlı olarak bekliyor. Epsilon, Acxiom, Flurry, Rapleaf… bunlar bahsettiğim şirketlerden birkaçı. Cep telefonunuzda izin verdiğiniz her “sıradan” bilgiyle hakkınızda inanamayacağınız bilgilere ulaşan şirketlerden birkaçı.

Belki de tam şu an basit bir hava durumu uygulamasıyla adını hiç duyamayacağınız bir şirketin “25 yaş altı, uzun boylu, x fikrine/inanışına sahip, bekar/evli, kadınlar/erkekler” grubuna dahil oldunuz bile. Hackerlık sistemi sahiden bu kadar basit olabiliyor.

Bize ne kadar fiyat biçiliyor?

            Bu cümlenin biraz tuhaf kaçtığının farkındayım ancak durumu en iyi özetler cümle tam anlamıyla buydu.

2018 verilerine göre Twitter’da bir kişinin değeri 48$, Facebook’ta 253$, Google’da 359$, Amazon’da ise 1793$ ediyor. Şirketler için ne kadar kullanıcı varsa o kadar da paylaşılacak veri var demektir. Ne kadar veri de, o kadar kazanç yapıyor.

Hesabımızı kapatmak, izlenmemizi önler mi? 

            Maalesef ki hayır. Hatta hesabı kapatmak değil, hiç kullanmıyor olmak bile çoğu zaman o uygulamanın izimizi sürmesine engel olmuyor. Sistem şu şekilde işliyor: X sitesini kullanmıyorsunuz ancak X sitesinin “beğen, paylaş ya da yorum yap” tuşlarına sahip bir uygulamayı kullanıyorsunuz. Değişen hiçbir şey yok, veri simsarları sizi orada da yakalıyor ve X sitesi üzerinden iziniz sürülmeye başlanıyor.

Gelişen dünyada bugün var olmak, ne yazık ki her zaman olumlu yönde bir gelişmenin içinde bulunduğumuz anlamına gelmiyor. Yine de bu yazıyı, biraz daha bilinçli olmak ve medyanın yönlendirdiği “tutsak kullanıcılar” olmak yerine, dış etkenlerden etkilenmeden kendi fikirlerimize sahip çıkabilen “özgür bireyler” olmaya destek çıkmak adına yazdım.

            Son olarak yazımı Google CEO’sunun söylemiş olduğu bir alıntıyla sonlandırmak istiyorum.

“Şu an nerede olduğunuzu ve az çok ne düşündüğünüzü biliyoruz.”