Merhaba sevgili arkadaşlar bugün farklı bir konu ve türde yazmak istedim. Söyleşi tarzında olacak bugünkü yazımız.Son dönemlerde kitap okuma istatistiklerine baktığımda güzel bir artış lakin daha güzel olması gerekiyor.

Aslında benim burada söylemek istediğim konu fazla ya da az kitap okumak değil, nasıl bir düşünce yapımız var ve hangi düşünce tarzında kitaplar okuyoruz. Burada düşünce yapınız şöyleyse şu kitabı okuyun, ölmeden bu kitabı muhakkak okumalısınız diye yaptırımda bulunmayacağım. Neticede bu yazımı okuyorsanız okuma yazmanız vardır ve siteye girebiliyorsanız mukayese yeteneğinizinde olduğunu düşünüyorum. 

Okuduğumuz kitapları bilgi süzgecinden geçiremedikten sonra ne önemi var ya da okuduğumuz kitabı körü körüne bağlandığımızda insanlık özelliğimiz nerde?

Öğrenilen bilgiden daha önemlisi o bilgiyi kullanabilip geliştirmekte. Her filozofun düşüncesini değiştiren bir kelime, her yazarın düşünce yapısını değiştiren bir kitap, her mühendisin yeni bir icat çıkarmadan hemen önce eskiden gördüğünü daha farklı gördüğü bir an vardır. Kısacası olanın üstüne koyma diyebiliriz.

Dini kitaplardan örnekte verebiliriz. İnandığımız dinin kutsal kitabını okuruz hatta defalarca okuruz peki kaçımız okuduğunu anlar? İnandığımız dinlerin dışındakileri araştırmak nasıl olur? İnternet üzerinden şişirilmiş bilgiler ile değil, kitaplardan o dinin din adamlarından? Benimki sadece bir merak, bu paragrafı fazla uzatmayacağım çünkü toplum olarak birçok kişinin hassas konusu her ne kadar ilk emri bilmeseler de.

Bu konu hakkında yazarken aklıma okumuş olduğum bir kitaptan alıntı geldi.

  • Demek mühendislerde şiir yazıyor.
  • Neden yazmasınlar? Roman bile yazarlar.

Bunu okuduğum sıralarda bana, günlük konuşmalarımda çok fazla edebiyat yapıyorsun, biraz normal konuş, diyorlardı. Bilmiyorlardı ki kasıtlı bir şey yapmıyorum konuşmalarım onlardan farklı olunca edebiyat yapma oluyor. Bunu derken onlar edebiyat yapıyorlar haberleri yok. Neticede makine değiliz konuşmalarımızda tek düze olamaz, olmamalı da. 

Cevap vermek zorunda değilsiniz, lakin merak ediyorum: “Neden kitapları yazarına imzalatırız.” Kitap daha değerli oluyor diyen varsa çok yazık halimize. Bir yazarın en büyük imzası yazdığı eserdir. Neticede her kelimesini kendi düşünerek yazıyor. (Gerçek yazarlar, kendine yazar diyenler değil.) İmzalattığımız zaman, birde yazarı öldüyse o kitap içindeki bilgiden daha ziyade imzadan dolayı değer kazanıyor. Bir nevi kaliteden değil markasından dolayı değer kazanıyor.

Kitap okudukça roman türünde ki kitaplar sıkmaya başladı beni, uzun zamandır olay örgüsü olan kitapları tercih etmiyorum daha çok deneme veyahut bir bilginin tezi olan yazılar ilgimi çekiyor. Burada bir parantez açmak isterim. İvan’ın Sırrı kitabını ve bu tarz kitapları dahil edemem çünkü burada ki her cümle aslında bir hikâyeyi sürdürmekten ziyade toplumsal sorunları dolaylı yoldan okuyucuya aktarıyor ve bizlerinde aklına toplumsal sorunlar geliyor, umarım geliyordur.