Hayvanlar aleminin en naziği olan Ceylan ın yaşantısı metafor kullanarak farklı bir gözle anlatmak istedik. İyi okumalar.

Kendini Arayan Ceylan

Saat henüz geçmişti açların, tokların, hırsızların, polislerin uyumaya başladığı ânı. Devir hayvanların devri. Hayvanlardan Ceylan’ın devri. Bir başına caddelerin umarsız sokaklarında tedirginlikle koşuyordu, dört nala. Ürkekti bu ceylan. Ürkekliğini gizlemek için yapabileceği tek şey ukala olmaktı.

Ceylan zamanın birinde sürüsüne başkaldırdı. Ailesi bunun bedelini ömrü boyunca yüzünde perçinlenen bir işaret ile mükafatlandırdı. Mağrurluğuna sığınarak özgürlük nişanı olarak kabul etti ve ayrıldı bulunduğu topluluktan.

Caddelerin ıssız sokaklarında ölene kadar koşmaya başladı. Koşardı ki karşısında bir avcı çıkarsa direnmemek, direnememek için. Ölümü zaten kabul etmişti, doğduğu andan itibaren. (Fıtratında vardı ölmek, neticede ceylandı)

Herkes, her şey ve daha birçok şey ona tersti. En acısı da o bunu biliyordu. Aslında tek bildiği şey buydu. Bilmediklerinin en önemlisi: Saatin henüz geçtiği açların tokların, hırsızların polislerin uyanmaya başladığı anda benimle tanışacak olmasıydı.

 

Sonun Başlangıcı

Ceylan engebeli yollarda koşuyor, koştuğu yolda tökezliyor ve her tökezlemesinde yeni bir acı keşfediyordu. Bazı acılar etini, bazılarıysa gözlerinde ki umudu çürütüyordu. İnatçılığından çıktığı yoldan dönmek aklının ucundan bile geçmezdi. Sadece daha zayıf ve karamsar bir halde devam ediyordu yoluna.

Günlerden bir gün ormanda dolaşırken, orman ahalisinin yırtıcı mahluklar tarafından katledildiğini gördü, zevk uğruna. Dayanamadı bu durama ve dört nala sarp dağlara doğru koşmaya başladı. Koştu, koştu ve koştu. En sonunda kurt kabilesine ulaşmıştı. Kurtlar benim avımı görünce dişlerini yalamaya başlayıp, ayaklarıyla toprağı eşeleyip koşmak için bir uluma bekliyorlardı kayanın üstünde yatandan. Ceylan aldırmadan etrafındakilere devam etti koşmaya ve kayanın dibine vardı.

Boz! diye bağırdı. Tepki gelmedi tekrar bağırdı yine tepki gelmedi. En sonunda dayanamadı: “Ben ceylan olarak buraya kurt gibi geldim sense kurt görünümünde ceylan gibi yatıyorsun karşımda.” dedi, demez olaydı benim ahmak Ceylan’ım. Hiddetle irkildi Boz yerinden ve süzdü. “Ne istiyorsun?” diye çıkıştı Ceylan’a alaylı bir sesle. Ceylansa kararlı ve tok bir sesle ECELİMİ yanıtını verdi. Güldü bütün kurtlar, ulumaya başladı ziyafet var dermişçesine. Boz, etkilenmişti bu cevaptan, beklemiyordu çünkü. “Ölmek için miydi bunca zahmet?” diye sordu Boz. “Evet.” dedi ceylan. “Peki neden?” dedi Boz. Başladı Ceylan’ım anlatmaya:

  • Ormanda koşarken yırtıcı mahlukların zevk için bizleri öldürdüğünü gördüm. Öldürüp bırakıyorlardı, çöp gibi. Bunu gururuma yediremedim.
  • Nedir gururuna yediremediğin diye sordu, Boz.
  • Bir hiç uğrana ölmeyi. Orda kalırsam elbet bende ölecektim madem ölecektim o zaman etimin bir parçasını bile ziyan etmeyecek, avına bile saygılı davranan kurtlara av olayım dedim ve geldim.

Şaşkınlıkla Boza bakan kurtlar ve öfkeyle ceylana bakan Boz. Aralarında sessizlik oldu. Sadece bir ağaçtan yere düşen yaprak kadar geçen zaman oradakilere güz mevsimi kadar uzun geçmişti.

 

Farklı bir şey

Geceleri soğuk gündüzleri ise nemli ve her yerin kefenle kaplanmış olduğu siyah ruha bulanmış bir yerde Avcı geldi aramıza Kalu Belâ’dan. Geldiği anda sesi bile çıkmamıştı, ağlamadı. Burada bu kadar acı varken benim ağlamam olmaz derdi eğer konuşmayı bilseydi.

Ailemden ayrıldığım zamanın başından beri koştum, sonumu düşünmeden. En sonunda bilmediğim bir yere geldim.  Geldiğim yerde başka bir aile yaşamaktaydı. Anne, baba, iki koruyucu ve avcı. Evleri birbirine yakın iki tepenin arasındaki akarsunun hemen yanındaydı. Bense tepelerin birinde çınar ağcının altındaki uzun otların arasından onları izliyordum. Baba, tepedeki güneş yerini aya bırakana kadar dışarıda oluyordu. Koruyucular, ağaçtaki meyvelerin en olgun olduğu zamanda geliyor, ağaçlar meyve vermeyi bırakınca gidiyorlardı. Anneyi sürekli evlerinin bahçesinde çalışırken görüyordum. Bahçeden dışarı çıkmıyordu. Onlarda beni çeken bir şey vardı. Ne olduğunu anlayamadım, anlamak için yıllarca o civarda yaşadım, varlığımı sezdirmeden.

En çok ilgimi çeken Avcı’ydı. Eline aldığı yaprağa benzer bir şeyi rüzgârlı günlerde kuş gibi uçuruyordu gökyüzünde. O nereye giderse yaprakta o yöne gidiyordu. Yaprak bazen ayrılıyordu Avcı’dan ve daha yükseğe çıkıp özgürlüğünü kazanıyordu. Avcı’ysa bu durama ağlıyordu. Özgürlüğüne kavuşan için neden arkasından göz yaşı dökersin ki? Bilemiyorum.

Avcı rahat ve huzur içinde yaşayarak büyüdü. Her konuda kendisini geliştirmeyi de ihmal etmedi tabi ki, onu eğitecek koruyucuları vardı. Benim en büyük arzum, onunla bir an önce karşılaşmaktı ama korkuyordum. Ya benimde özgürlüğümü kuş gibi alırsa diye. Zaten şu an da özgür sayılmazdım. Bir tutsak gibi onu izliyordum, onun haberi olmadan.

Avcı’mı fazlasıyla gözleme fırsatım olmuştu. Dikkatimi en çok çekense: Satürn’den geldiğine inandığı dört yeşim taşını her pazar günü etrafın koyu mavi olduğu saat diliminde elinde tutup semaya bakmasıydı. Neden böyle bir ritüel içinde olduğunu hala anlamış değilim.

İlk geldiğimde yamacında saklandığım çınar çürümeye yüz tutunca orda fazlaca kaldığıma kanaat getirdim ve ayrılma kararı aldım. Sanki ailemi tekrar terk ediyormuşum gibi bir his uyandı içimde. Yeni küçük Koruyucular katıldı aileye. Avcı’nın etrafında koşuşturup duruyorlardı. Avcı da onlara bir şeyler öğretiyordu zamanında ona öğrettikleri gibi.

Ben ormanıma gidiyorum, yoruldum yaşayanları izlemekten. Yaşamaya gidiyorum.

İntikam

Şaşkınlıkları yerini öfkeye bırakınca hak verdi Boz, Ceylan’a. Şu sözünü çok sonradan işittim ve aklıma mıh gibi kazındı Boz’un sözü:

“Yerine getirilmesi gereken bir orman adaleti var ve geç gelen adalet adaletsizliktir. Haydi kurtlar! diye uludu sanki dolunayı son kez görecekmişçesine.”

Kurtlar o anda yattıkları kayalıkların üzerinden düzlüğe geçtiler. Gökyüzünde ayı görmese Ceylan o gece yeryüzünde doğduğuna inanacaktı. Boz, kurtlarına; Ceylan’sa Boz’a bakıyordu hilalin ortasından. Boz önce birkaç yaşlı kurdu öncü misali gönderdi ormanın merkezine. Ceylan’ın kulağına yaklaşıp dili ile dişlerini bileyerek şikemperver bir tavırda, “Bu bela bittikten sonra göreceğin son şey dişlerim olacak” dedi, koşmaya başladı ve peşinden bir kabile kurtta koşmaya başladı onunla. İstifini bozmayan Ceylan’sa kendi duyacağı bir sesle “Merdümgirizliğim bundandır.” dedi ve o da kabilenin arkasından bıraktığı ormana doğru koşmaya başladı. Koşarken aşina olmadığı sesler duyuyordu belli aralıklarla lakin aldırmadan devam etti.

Hızlıydı Ceylan ama kurtlar kadar değil. Ormana vardığı zaman onu ayaklarını ıslatan kırmızı su karşıladı. Kurtlar sözlerini yerine getirmişti. Garip olansa hayatta kalan kurtların bazıları yaralıydı. Pençe ya da diş yarası değildi bunlar. Yardım etmek için yalayıp temizlemek istedi. Yaranın tadını alınca diline bazı pürüzler yapıştı, minik taş parçaları gibiydi ama boğazını yakıyordu.

Boz’a döndü, teslim olurmuşçasına teşekkür ederek boynunu uzattı. Lakin Boz, Ceylan’ı duymuyordu bile. Karşısındaki ucundan duman çıkan siyah bir dala benzer bir parçaya bakıyordu. Biraz daha gözlerini kısınca dalın ardında parlayan bir çift zümrüt gördü. Birden patlama sesi geldi ve Boz’un önünde doğrulan Ceylan yere düştü acı bir inlemeyle. Sesten ürken kurtlar ve geri kalan orman ahalisi oradan uzaklaşmaya başladı. Ceylan’ı karşılayan kırmızı su artık ağzından çıkıp ayaklarına doğru ilerliyordu. Lütfen dedi Boz’a “Bırakma beni böyle bana karşı son sözlerini yerine getir.” diye haykırdı kendince. Lakin ortada kısık iniltisini duyacak bir Boz yoktu. Yaklaşıyordu, yaklaşmakta olan.

Ceylan ve ….

Gözleri kapanıyor ve başka alemde bir ömür yaşıyordu Ceylan. Lakin sadece birkaç saniye geçiyordu. Birkaç defa tekrarladı bu durum kendini. En sonunda gözünü açtığında hafif bulanık bir biçimde beni gördü. “Neden?” diye sordum ona.

  • Ahhh! Ahmak ceylan neden kurdun önüne geçtin bir anda, hedefimde ki sen değildin. Boş yere acı çekiyorsun, bense senin gibi masum birini vurdum diye.

Ceylan tükenmiş bir sesle: “Ne yaptı onlar sana, neden zarar veriyorsun kurtlara.” dedi ve kanlı ciğerleri daha çok kanla doldu. Avcı yaptığının haklı olduğunu savunurcasına:

  • Kürklerinin satmak için hayvanları yakalamamızı sağlayan kırma köpeklerimizi vahşice katlettiler.
  • Sizin bize yaptığınız gibi mi? dedi Ceylan.

Bu cevap üzerine afallayan Avcı, kaçarmışçasına oradan uzaklaşmaya koyuldu. Sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi. Cenin şeklinde yatan Ceylan’ın gördüğü, hayranı olduğu Avcı’nın onu bırakıp semada ki aydınlığa doğru gitmesiydi.


What's Your Reaction?

hate hate
0
hate
confused confused
0
confused
fail fail
0
fail
fun fun
0
fun
geeky geeky
0
geeky
love love
0
love
lol lol
0
lol
omg omg
0
omg
win win
0
win