Selam! Bugünkü yazımda bağlanma teorisi hakkında bilgi verip Harlow deneylerinden konuşacağız. Keyifli okumalar!^^

Bağlanma Teorisi Nedir?

Bağlanma teorisi ya da bağlanma kuramı, psikolojide biliminde bireyin, başka bir bireyden yakınlık bekleme eğilimi ve bunun sonucunda da yakınlık kurulan bireyle kendisini güvende hissetmesidir.

Bağlanma kavramı, çocuk ile anne (genellikle) arasında kurulan olumlu bağı ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Bağlanma teorisi ise hayvan davranışlarının gözlemlenmesi ile elde edilen bulgular sonucunda gelişmiş bir teoridir.

Bağlanma Teorisi Kimindir?

John Bowlby ve arkadaşları, bağlanma kavramı ile ilgili çalışmaları yapan ilk kişilerdir.

Bowlby bağlanma kuramına göre insanlar sosyal varlıklardır ve diğer insanlarla iletişimleri yalnızca temel ihtiyaçları karşılamak üzerine kurulmaz. Bireyin kendini geliştirmesi ve yetiştirebilmesi için etkileşimin olumlu etkisini ortaya koyar. Bu yönüyle, Nesne İlişkiler Kuramı ile benzer nitelikler taşımaktadır.

Bağlanma Davranışları Nelerdir?

Emme

Çocukların sadece besin ihtiyacını giderebilmesi için değil, aç olmadıkları zamanlarda da stresten uzaklaşmak için annelerini emmek istediğini ortaya koyan davranış biçimidir. Ancak zamanla bu istek, her an karşılanamayacağından yerini parmak ya da emzik emme (ya da eline geçen herhangi bir nesneye karşı bu güdüyü kullanma) davranışıyla ortaya çıkar.

Sokulma/uzanma (Temas)

Sadece insanda değil, tüm memeli türlerdeyavruların anneyle yüz yüze gelmeye ve ona dokunmaya yönelik refleksleri vardır. Örneğin maymunlar, doğar doğmaz annelerinin üzerine tırmanırlar. Bebekler de aynı refleksi, onları taşıyan ebeveyni üzerinde sürdürmeye devam eder. Taşınmayı kolaylaştıracak şekilde kendilerini gevşetir ve ebeveyne yardımcı olurlar.

Bakış

Bebekler, anneleri ile göz kontağını sürdürme eğilimindedir. Özellikle emzirme esnasında yoğunlukta olan bu davranış, annenin mimiklerini okuyarak onun duygu durumu hakkında gözlem yapıp ona olan güvenini ve *bağını* taze tutmaya yöneliktir.

Gülümseme

Bebeklerin yüzlere, özellikle de hareket halindeki yüzlere gülümseme eğilimi; anne ve baba başta olmak üzere insanlarla bağ kurabildiklerini fark edebildikleri bir yöntemdir ve bunun bağlanma açısından önemi çok büyüktür.

Ağlama

Çocukların farklı ihtiyaçlarına (acıkma, canı acıma, uyku gibi) yönelik farklı sinyaller ürettiği ortak metot olan ağlama, ihtiyaçları bildirip karşılığını alarak ebeveyn ile bağ kurma açısından büyük önem taşır.

Baby formula with mom and baby in the background Free Photo

Yetişkin Bağlanma Stilleri

Bağlanma Teorisi’ne göre çocuk, bebeklikten itibaren annesi ile yaşadığı deneyimleri ve onunla geliştirdiği ilişkisini ilerleyen yaşlarda her türle yakın ilişkisinde model olarak kullanır. Bireyin hem benlik modeli hem de başkaları modeli bu yöntem ile gelişir. Benlik modeli (self-esteem), bireyin kendini ne kadar sevgiye layık, değerli biri olarak gördüğüyle ilgilidir.. Başkaları modeli (interpersonal trust) ise bireyin diğer insanları ne ölçüde güvenilir, ilgi ve sevgi sunmaya hazır bireyler olarak algıladığıdır.

Bebekken özellikle anne ile olumlu ilişkiler sürdürmüş bireyler, yetişkinliklerinde olumlu ilişkiler sürdürmektedir. Ancak bu tutum özellikle her iki ebeveyn için de olumsuz yetişmişse, yetişkinlikte birtakım bağlanma sorunları oluşmaktadır.

Güvenli Bağlanma (Secure Attachment)

Bu bağlanma tarzına sahip bireyler, hem kendileriyle hem de diğer insanlarla olumlu ilişkiler kurarlar. Yakın ilişkilere değer verir, ilişkileri başlatmakta ve devam ettirmekte başarılı olurlar.

Kaçıngan Bağlanma (Dismissing-Avoidant Attachment)

Bu bağlanma tarzına sahip bireyler, hem kendileri hem de diğer insanlarla kolay kolay yakın ilişki sürdüremez ve bunun önemini reddederler.

Çocukken, çocuğun ihtiyaç duyduğu güven, korunma ve şefkati anneden göremeyen bireyler, bu ihtiyaç duygusunu zamanla kendi içinde en düşük dereceye indirir. Bu nedenle bu bireyler hiç kimsenin ilgisine güvenemez ve kimse ile kolay kolay yakın ilişki geliştirmezler. Ne kendileri bağlanırlar, ne de birilerinin kendilerine bağlanmalarını kabul ederler.

Kaygılı Bağlanma (Preoccupied Attachment)

Çocukluk yıllarında kendilerini değersiz hissettirilmiş bireyler, yetişkin olduklarında kendilerine güvenmezlerken diğer insanlara güvenirler. Çünkü onların, kendilerinden daha üstün olduklarına inandırılmışlardır.

Korkulu/kaçıngan Bağlanma (Fearful-Avoidant Attachment)

Bireyin, çocukluk yıllarında annesine olan aşırı bağlılığından kaynaklanan psikolojik bir rahatsızlık olan bu bağlanma türünde çocuk; annesinin sevgi, güven ve şefkatine ihtiyaç duyduğu zamanlarda anne sabit ve sürekli bir güven alanı kuramazsaçocuk; annenin şefkatinden yoksun kalacağı korkusuyla annesine aşırı bağlılık duyar. Bunun sonucunda da ne kendisine, ne de çevresindeki diğer insanlara güvenip onlara bağlanabilen bireyler oluşur.

Harlow Deneyi

1958 yılına Kadar bilim insanlara bağlanma teorisinin kökünün açlık ihtiyacını karşılamak için anneye ihtiyaç duyan yavrular ile tanımlar ancak yılında Harry Harlow adındaki bir bilim insanı, yavru rhesus makakları üzerinde gerçekleştirilen bir dizi deney ile bağlanma teorisinin Sadece açlık ile sınırlı kalmadığını yavrunun diğer ihtiyaçlarını karşılamak için de anneyle ballı kurduğunu kanıtlamıştır.

bağlanma teorisi

Deneyde iki çeşit anne vardır. Biri metalden yapılmış soğuk gövdeli ve tek bir memeye sahiptir. Bu meme süt verebilmektedir. Diğeri süt vermez ancak yumuşak peluştan yapılmış sıcak bir annedir.

Yeni doğmuş ve doğumdan hemen sonra annesinden ayrılmış bebek maymunlar bu iki yapay annenin bulunduğu kafese konulur. Geçmiş yıllarda yapılan bilim insanlarının çalışmalarına göre maymunların besin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için metal anneye bağlanmaları gerekirken durum bundan farklıdır.

Başlangıçta yeni doğan maymun bebekler her iki anneyle de ilgilenmez ve gerçek annelerini aramak için bağırmaya başlar. Ancak bir süre sonra karınları acıkır ve bağırmaya bırakarak metal annenin memesinden süt içmeye başlarlar ancak bu yakınlık, bağ kurabilecek kadar uzun sürmez. Çünkü sonrasında uyumak, sokulmak, oynamak için peluştan yapılma sahte anneye giderler.

Ve deney sürmeye devam ettiğinde bebek maymunlar karınları acıktığında metal annenin memesinden süt içerken karınları doyduğu an peluş anneye sokulurlar.

Deneyle ilgili olarak Harlow, şunları söylemiştir:

“Bebekler yalnızca sütle yaşayamaz. Bu beklediğim sonuçtu, emzirmenin önemini göz ardı etmiyoruz ama anne-bebek arasında kurulan bağı açıklamak için yetersiz kalıyor, bu bağ ancak anne ve bebeğin yakın bedensel temas kurmasıyla sağlanabilir.” 

Harlow bu deneyde, sevgi ve bağlılığın kökeninin tat alma ya da karın doyurma ile ilgili değil, temastan kaynaklandığını savunur.

Deneyi çeşitlendirmek isteyen Harlow, kafes ortamına bir korku nesnesi ekler. Ve bebek maymunlar bu nesneden korkup peluş anneye sığınırlar. Deney daha sonra peluş annenin ortamdan çıkarılması ve bunun üzerine maymunların tepkisinin incelenmesi ile çeşitlendirir. Ancak sonuç hep aynıdır. Bebek maymunlar peluş anneye çoktan bağlanmıştır.

Korkunç Sonuçlar…

Bu deneylere maruz kalan bebek maymunlar yetişkin olduklarında diğer maymunlarla çiftleşmeyi reddetmiş ve antisosyal davranışlar sergilemişlerdir. Nadiren ve zorla da olsa çiftleşip doğum yapan anneler vardır ancak bu anneler ya bebeklerini öldürmüş ya da bebeklerin bakımını yeterli düzeyde sağlayamadıkları için bebekler kendileri ölmüştür. Çok az bir kısmı ise yeterli düzeyde annelik yapabilmiştir.

 

Deneyi tüm detayları ile izlemek isterseniz:

 

Görseller Harlow’un Maymun Deneyleri: Annelerimize Neden Bu Kadar Bağlıyız? – Evrim Ağacı (evrimagaci.org) yazısından alınmıştır.

 

BONUS:

Eğer bunu beğendiysen, şuna da göz atabilirsin: Hafıza Sarayı Yaratarak 5 Adımda Sherlock Olmak – TheManhattan